9.11.12

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e


Henüz 1. sınıftayım. O güne kadar hakkında çok şey duymuşum tabi. Çocukken Ezberlediğim ilk şiir onun adına. Söylediğim ilk türkü onun sevdiklerinden bir tanesi. Ve yine görmeden tanımadan hayranlık duyduğum tek kahraman da oydu.
Tabi bildiğiniz üzre  okula başlayınca işler biraz daha değişiyor. İlk önce ders kitaplarının en baştaki sayfasında görüyorum resmini. Saçları her zamanki altın sarısı, gözleri hep bildiğimiz deniz mavisi. Ve kafamı kaldırdığımda kara tahtanın üzerinde yine o resim. Aynı çehre aynı duruş aynı asillik aynı güç tam karşımda. Ne gariptirki daha okulun ilk gönünden o insanın içine işleyen bir çift mavi gözün sürekli sadece bana baktığını hissediyorum.
 Fazla uzatmadan konuya gireyim. Mart ayının sağnak yağmurlu bir gününde okula geç kalmışım. Koştur koştur ilk derse yetişicem ama pekde umursamıyorum. Neyse girdim okulun kapısından. Sınıfımın önünde biraz bekledim kapıyı vurup ' gel ' sesiyle içeri girdim. Malum sınıfın en kısalarından olan ben ortadaki  en ön sırama oturdum her zaman yaptığım gibi.
Genelde ödev kontrollerini son 5 dakikaya bırakan Öğretmenimiz o gün bir istisna yaparak dersin ilk dakikalarında açın ödevlerinizi çocuklar dedi. Birden telaş sardı her yanımı. Ne ödevi dedim kendi kendime. Deli gibi düşünüyorum ne ödevi diye ama nasıl korkuyorum sınıfa rezil olucam diye. Tam o sırada öğretmenim geldi '' nisa ödevin nerde? '' diye sordu. Ani bir hareketle kafamı kaldırdım. Yine aynı kişi tam karşımda. Senenin başından beri orada beni izliyor. Aynı saç rengi aynı duruş. Tek bir fark vardı o gün Ulu Önderin masmavi gözlerinin altından süzelen bir damla. Ben kafamı kaldırıp 5 saniye fotoğrafa bakınca birden ağlamaya başlıyorum. Ama ne ağlamak; hıçkıra hıçkıra, ölesiye.
Öğretmenim beni sakinleştiriyor biraz ama hala salya sümük bir haldeyim.
 '' Niye ağlıyorsun nisa ? '' diye soruyor öğretmenim. '' ödevimi yapmadım '' diyorum başımı kaldırarak. '' daha sonra '' Bu yüzden mi ağlıyorsun ? '' diye soruyor.  Bu kez başımı eğerek '' hayır '' diyorum. '' Hayır, ben ödevimi yapmadım diye Atatürk ağlıyor, bakın. Ödevimi yapmayarak onu çok üzmüşüm benim yüzümden ağlıyor işte '' diye kara tahtanın üzerindeki çerçeviyi gösteriyorum tekrar ağlayarak. Öğretmenim gülümsüyor önce. O gülümseyince biraz bozuluyorum tabi. Ne var bunda dercesine.
 Evet, Hikayenin başından sonuna kadar anlattığım her noktası gerçek. Yani  orada sahiden gördüğüm bir damla vardı. Meğer benim göz yaşı sandığım o damla 1 saat öncesinde sınıfı temizleyen hizmetlimiz yüzündenmiş. Tahtanın üzerini temizlerken tam da Atatürkün masmavi gözlerinin altına bir su damlası sıçramış. Olayın bu yüzünü ben 5 yıl sonra öğreniyorum tabi. Ve tam 5 yıl boyunca her gece yatmadan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürkden o gün ki ödevimi yapmadığım için özür diliyorum.
Bu hikayenin üzerinden 11 sene geçti geçecek...  Ve başımı Kaldırdığımda hala aynı fotoğraf hala aynı çehre...
Bugün Anlatacağım çok şey vardı aslında. 1919 kurtuluş savaşından başlayıp 30 ağustos zafer bayramına kadar anlatacak çok şeyim vardı herkese. Öncelikle sizlere. Kusura bakmayın Ama hepsini unuttum. Buraya gelmeden  o yüze tekrar baktğım da unuttum. Tüm sevincimi tüm Cumhuriyet zaferini unuttum.
Çünkü bu kez gerçekten o masmavi deniz taşıyordu göz bebeklerinin içinden. Damla Damla sel olmuştu yurduma. Ve malesef; özür dilemeye, değil kalperinden büyük rütbeleri olan devlet başkanlarının, küçücük bir çocuğn geceleri bile yetmezdi...
Ve Ben tekrar ağladım. Yine ödevimi yapmadığım için ağladım. Bu kez Baş Öğretmenim Mustafa Kemal Atatürkün biz Türk Gençlerine kaftan biçtiği ödevlerden bir tanesini bile yerine getiremediğim için ağladım.
Bu gün 10 Kasım. Sizlere anlattığım bu hikayeyi yaşadığım gün ben Atatürkü mezarından çıkartıp tekrar yaşatmaya başladım. Bu yüzden size bugünle ilgili anlatacak başka hiç bir şeyim yok.  Teşekkürler...