Ben hep sallanan bir
ip, uzun boşluklarda. Uzun ve derin isimleri olan. Ne ötemde bir el var ne
ucumdan biri tutar. Böyle bir rüzgar var, beni oradan oraya savuran. Bir güneşi
bir yağmuru koklatan. Islanmanın sonunda, ısınmanın olduğunu anlatan. Bir de
dünyam var; benim için asla sabit kalmayan. Kalamayan. Kutuplardan çöllere
kadar uçuran. Uçurabilen.
İşte, işte ilk defa
uçuyorum ben! İlk defa iplerinden sıyrılmış uçurtmalar gibi amaçsızım bu büyük
mavi de. Yukarıdan bakacağım denizime. Yukarıdan küçülteceğim gözlerimde. Hiç
olacak. Hiç kadar kaybolacak benim ülkelerimde. Yükseleceğim çünkü.
Yükseleceğim hürriyet gibi sıcak ve derin olan bu gökyüzünde. Hürriyet gibi
yalnız oysa. Onun gibi tek başına. Coşkusu içinde patlamış, bir gün ulaşılmayı,
elde edilmeyi bekleyen. Zincirlerinden, kurallarından, yasaklarından uzak
insanların yolunu gözleyen.
Şimdilerde daha çok
yükseliyorum bu boşlukta. Bulutlar bulut değil buradan bakılınca. Güneş
ısıtmıyor. Güneş yakıyor canımı. Canım alev alev yanıyor yükseldikçe. Yıldızlar
anlamını kaybetmiş. Işığını yitirmiş, aşağıdan bakıldığı gibi güzel değiller
artık. Güzel olmayacaklar sanki.
Sanki bunun bir sonu
yok. sanki bu yükselişler bir alçalışın
başlangıcını taşır oldu. Amaçsız çırpınışlarım ortak arar kimsesizliğine. Sanki
uçmak sadece yakışırmış kimsesizlere…
Ve kimsesizler
kimselerini bulana kadar, kanacaklar bu rüzgarın, bu esmelerin sahteliğine. Bir
esir, bir köle gibi kullanır gökyüzü onları. Onlar kullanıldıkça tükenirler
birer birer. Ve geldiği zaman yok olma zamanı, denizin küçüklüğüne takılacak
kanatları. Bir bardak suda boğulacaklar. O vakit, bir değil bin nefese ihtiyaç
var. Sokak çocuklarının yaşama umutlarına, kanadı kırık bir güvercinin son
anlardaki huzuruna, savaşın ortasında çırpınan askerin korkusuzluğuna, bir
annenin sıcaklığına en büyük ihtiyaç var.
Ve bir tanesi bile
yoksa artık yanında, amaçsızca savrulan ipin de kendi katilini bulursun. Bu güne
kadar amacını bir türlü çözemediğin; savurgan, düşüncesiz, umursamaz halin
katilin olur. Dayar bıçağı tam orta yerine. Tek çırpıda, ihtiyacın olan bir
nefeste öldürür seni.
Boğulursun, bölünürsün,
Yarım kalırsın. Kör değil, sağır değil, bir yanın bulunmamak üzere kaybolur
boşlukta. Ve biraz olsun hissedebildiğin kalan yarın, düşer en başından beri
hasret kaldığı denize.
Deniz acı. Deniz siyah
bu defa. Deniz tüm yarım kalmışlardan uzak, yarımlara yasak dalgalanır bir
halde.
İşte! İşte ömrünün
geri kalanında sevdiğinin tuzunda yanarsın. Yakar seni mavisi, şehveti,
güzelliği ve sana olan isteksizliği.
Arada dokunur eski
yaralarına. Eskimeye mecbur kalan kaybolmuş yarına.
Böyledir sevmek. Böyledir
hasret, acı, göz yaşı böyledir işte. Onunla ama onsuz yaşamak. Onun için de
fakat tamamen dışında olmak.
Bir yanın her zaman
eksik, her zaman kabuk tutmuş kesildiği yerden.
Bir yanım! Bir yanım
hep diğer yanıma tutsak…