23.12.11

UÇUYORUM BEN


Ben hep sallanan bir ip, uzun boşluklarda. Uzun ve derin isimleri olan. Ne ötemde bir el var ne ucumdan biri tutar. Böyle bir rüzgar var, beni oradan oraya savuran. Bir güneşi bir yağmuru koklatan. Islanmanın sonunda, ısınmanın olduğunu anlatan. Bir de dünyam var; benim için asla sabit kalmayan. Kalamayan. Kutuplardan çöllere kadar uçuran. Uçurabilen.

İşte, işte ilk defa uçuyorum ben! İlk defa iplerinden sıyrılmış uçurtmalar gibi amaçsızım bu büyük mavi de. Yukarıdan bakacağım denizime. Yukarıdan küçülteceğim gözlerimde. Hiç olacak. Hiç kadar kaybolacak benim ülkelerimde. Yükseleceğim çünkü. Yükseleceğim hürriyet gibi sıcak ve derin olan bu gökyüzünde. Hürriyet gibi yalnız oysa. Onun gibi tek başına. Coşkusu içinde patlamış, bir gün ulaşılmayı, elde edilmeyi bekleyen. Zincirlerinden, kurallarından, yasaklarından uzak insanların yolunu gözleyen.

Şimdilerde daha çok yükseliyorum bu boşlukta. Bulutlar bulut değil buradan bakılınca. Güneş ısıtmıyor. Güneş yakıyor canımı. Canım alev alev yanıyor yükseldikçe. Yıldızlar anlamını kaybetmiş. Işığını yitirmiş, aşağıdan bakıldığı gibi güzel değiller artık. Güzel olmayacaklar sanki.
Sanki bunun bir sonu yok. sanki bu yükselişler bir  alçalışın başlangıcını taşır oldu. Amaçsız çırpınışlarım ortak arar kimsesizliğine. Sanki uçmak sadece yakışırmış kimsesizlere…

Ve kimsesizler kimselerini bulana kadar, kanacaklar bu rüzgarın, bu esmelerin sahteliğine. Bir esir, bir köle gibi kullanır gökyüzü onları. Onlar kullanıldıkça tükenirler birer birer. Ve geldiği zaman yok olma zamanı, denizin küçüklüğüne takılacak kanatları. Bir bardak suda boğulacaklar. O vakit, bir değil bin nefese ihtiyaç var. Sokak çocuklarının yaşama umutlarına, kanadı kırık bir güvercinin son anlardaki huzuruna, savaşın ortasında çırpınan askerin korkusuzluğuna, bir annenin sıcaklığına en büyük ihtiyaç var.
Ve bir tanesi bile yoksa artık yanında, amaçsızca savrulan ipin de kendi katilini bulursun. Bu güne kadar amacını bir türlü çözemediğin; savurgan, düşüncesiz, umursamaz halin katilin olur. Dayar bıçağı tam orta yerine. Tek çırpıda, ihtiyacın olan bir nefeste öldürür seni.
Boğulursun, bölünürsün, Yarım kalırsın. Kör değil, sağır değil, bir yanın bulunmamak üzere kaybolur boşlukta. Ve biraz olsun hissedebildiğin kalan yarın, düşer en başından beri hasret kaldığı denize.
Deniz acı. Deniz siyah bu defa. Deniz tüm yarım kalmışlardan uzak, yarımlara yasak dalgalanır bir halde.
İşte! İşte ömrünün geri kalanında sevdiğinin tuzunda yanarsın. Yakar seni mavisi, şehveti, güzelliği ve sana olan isteksizliği.
Arada dokunur eski yaralarına. Eskimeye mecbur kalan kaybolmuş yarına.
Böyledir sevmek. Böyledir hasret, acı, göz yaşı böyledir işte. Onunla ama onsuz yaşamak. Onun için de fakat tamamen dışında olmak.
Bir yanın her zaman eksik, her zaman kabuk tutmuş kesildiği yerden.
Bir yanım! Bir yanım hep diğer yanıma tutsak…



15.12.11

KABUKLARI KALKTI ESKİ YARALARIMIN


İçim yiyecek içimi. Çürümüş geçmişimden kalan acıların hepsini kanatacak. Kanayacak daha fazla yaşarsa. Yaşarsa içim ölecek şimdi.

Öyle zamansız öyle ansızın gördüm ki seni. Görmek de değil uzaktan tanımaktı sadece. Gözlerimin yandığını hissettim hemen. Gözlerim yandı seni gördüğü anda. Gözlerim boşalacaktı hiç beklemeden. Bekledim, durdum öylece. Hiçbir yere gidersem hiçbir yer olacaktım. Gitmezsem olduğum yerin dibine sığacaktım sanki. Öyle amansız gördüm seni. Korkak gibi, dilenci gibi baktım suratına. Muhtaç gibi, el açar gibi, yorgun gibi ,yorgunluğuna rağmen yarışır gibi çarptı kalbim içimde. Kalbim içimi yiyecekti. Korktum,  korktum seni uzaktan gördüğümde. Uzaklar yakınım, dibim olmuştu bir anda. Bir anda etrafımda hiçbir şey kalmadı. Yerle bir oldu dünyam. Dünyam döndü senin etrafında.

Bir şeyler anlatıyordun durmadan. Memnun gibi, mutlu gibi bir halin vardı. Her zamankinden mahcup ve alıngan.  Alındım seni öyle gördüğümde. Alındım kendime, küf tutmuş hayatıma alındım. Denizime, deniz olmuş göz yaşlarıma alındım. Üzüldüm onlar için bir kez daha. Bir kez daha pişman oldum. Bir kez daha ıslandım pişmanlığımın sağanak yağmurlarında.

Kendime geldiğimde kaçarken buldum kendimi. Kaçarken herkesten. Kaçarken senden. Ve bin dolu geçmişimden kaçarken. Koştukça yetmiyordum yollara. Koştukça geriye gidiyor gibiydim. Koştukça bizi kovalar gibiydim adeta.
Sokaklar… Birlikte onca şey yaşadığımız sokakların ismini almıştı bu şehir. Bu şehir yüklüydü bizimle. Bu şehir tükenmişti bizi taşımaktan. Bize yetememekten. Ben tükendim sana az kalmaktan. Azımsanmaktan. Ben sana yetemediğimde kaçtım kendimden…

Geçmedi bir türlü kış. Geçmedi yüreğimdeki ayaz. Ne yaparsam yapayım dinmedi rüzgarım. Sallandı yüreğim, sallandı acılarım durmadan. Hep karanlık. Hep uzak gün doğumlarından. Limanlara dökülmüş denizinden sıyrılarak. Limanlar üzerine yıkılmış gemilerimin. İçinde sen. İçinde biz. İçinde çırpınan sevdam…

Seni gördüm bugün aniden. Aniden kabuklarından fırladı eski yaralarım.  Aniden kan gölü yüreğim. Uslanmadı sevdam, uslanmadı dörtnala koşar hala.
Seni gördüm bugün aniden, aniden dokundun göğsümdeki izi kazınmış yarama…