Bir daha dünyaya
gelecek olsam; Efsun çiçeği olmayı dilerdim. Masallarda anlatıldığı gibi hiçbir
kalıba sığmayan. Sadece; elleri hafiften buruşmuş, göz altları çökmüş, yüreği
yaşı kadar büyümüş Anneannemin ağzından çıktığı kadar yaşayan ve mutsuz sonları görmeden solan…
Mutlu sonlanan…
Ve belki
birazda kulaklıktan dışarı taşan şarkılar olmak isterdim. Kimseyi rahatsız etmeden
bir tını olarak sürüp geçsin hayatım. Fazla damdan düşer gibi hayret uyandırsın
sesim. İlgi çekiyim ama meşgul etmeyeyim, kargaşadan zor kurtulmuş uykuya
hasret ruhsuz bedenleri…
Bazen de Her
mevsim yenilebilir bir meyve gibi geleyim hayata. Buna karşı gelecek tüm
fırtınalara inat tutunayım dalıma sımsıkı. Hiçbir kusur bulunmasın aseletimden.
Ve küçük avuçların içinde hevesle tüm damaklarda tat olayım…
Ha birde Meraklı
bir Türk kahvesi olmayı isterim şimdilerde. Sırları; ağızlarda acı bir tat
bırakıp yüreklere umut bağlayan telvesinde saklı. Her yudumda heyecanı arttıran,
köpüğü bol, şekeri yerinde bir Türk kahvesi.
Titrek
ellerde taşınıp ağır konulara misafir olan. Hoş sohbetlere eş, yeni
başlangıçlara gebe, dilenen tüm dileklere umut olmak isterdim…
Kırk yıllık
hatırla yola çıkan…
