İnsanların bitmek bilmeyen yaşama
telaşları yalnızlaştırıyor beni. Yani insan-en değil hayat-en yalnızım.
O nasıl oluyor diyeceksiniz. Bir müzisyenden
bahsedeyim size. Belki de büyük ve bitmek tükenmek bilmeyen acılar çekmiş bir
müzisyen. Veyahut aşık bir müzisyen olsun bu. Aşkından yansın canı. Tüm dünya
son’a yaklaşmış olsun onun için. Bu şekilde yaşayan canlılar bir hiç olarak
görünür gözüne, veya hiç görünmezler bile. Ama bu kişi aslen yalnız değildir
aslında. Çünkü kendini müziğe vermiş ve acısından sanatını icra eden birisinin
telaşı onu asla yalnız kılmaz. İsterse tek bir kişi bile olmasın yanında, yada
o uzaklaşsın tüm kişilerden. Yine de kalabalıkları kıskandıracak şekilde ‘’
kalabalıktır ‘’ ruhu.
Bir tiyatro sanatçısı. Eline geçen her oyunda farklı bir karaktere
bürünür. Farklı yüzler giyer ve tüm yalancılardan daha yalancıdır. Onun ‘ O ‘
olmadığına inanmayasınız diye tüm hayat telaşını bunun üzerine kurmuştur. Asla
yalnız değildir bir tiyatro sanatçısı. İsterse daha dün bütün ailesini hiç
beklenmedik bir kazada kaybetmiş olsun. Ya da sevgilisi tarafından terk edilsin
hiçbir neden öğrenemeden. Yinede yalnız değildir. Bizim bilmediğimiz
milyonlarca kişi vardır onun içinde. Milyonlarca yüz, milyonlarca ruh taşır bedeni.
Kaçsa da tüm kalabalıklardan her zaman kalaba bir hayat sürecektir.
Ve sanatın dışında kendini uğraşlarına veren herkes; Yalnız değilsiniz.
Telaşınızı ‘’ insan ‘’ dışındaki şeyler üzerinize kurarsanız da, asla yalnız
kalmayacaksınız.
Bir nesneyi sevin mesela. Bir nesneyle
konuşun, onunla kalabalıklaşın. Bir müzik aleti doldursun boşluğunuzu veya
okumaktan vazgeçemediğiniz kitabınız ya da defalarca izlediğiniz bir film.
Kendinize kendinizi hatırlatacak bir şeyler bulun. Uzaklaşın insanlardan,
kendinizle konuşun ve en önemlisi kendinizle ‘’ kalabalıklaşın ‘’. Bunu yapan
hiçbir kimse ki diyemez asla; ben yalnızım…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder