26.9.11

NAMUS



    Ailece oturduğumuz bir yemekte annem ve babamın kavga etmesiyle tanışmıştım onunla. Önce anneme gelmiş. Ben daha doğmadan tanımış annem evliliğin ilk aylarında. Genelde erkekler tanıştırırmış. Onlar ne demek olduğunu çok iyi bildikleri gibi çok da önem verirmiş.
   Babamın anneme tokat atmasıydı o gece namus. Evin sokağının köşesine başörtüsüz çıktı diye. O gece anlamının sadece bu olduğunu sanırdım. Henüz 6 yaşındaydım o tokadı annemle birlikte yediğimde. Ben o an yememiştim belki ama o andan daha çok yiyeceğimi de bilemezdim elbette.
     Sonra ilkokulda eteğimin boyu oldu namus. Babam kararlı bir şekilde nasıl davranmam gerektiğini anlatır ve devamlı bu kelimeyi kullanırdı. Bizim buralarda kimsenin dilinden düşmezmiş ama herkes başa çıkamazmış bununla. O zamanlar haylaz bir şey herhalde derdim. Bu kadar masum olmayacağı aklıma bile gelmezdi.
       Daha sonra eğitimimin engellenmesi oldu namus. Aşılamayacak en büyük engelim. Babam böylesi daha iyi onu daha güçlü korursun derdi. Baba sözü dinlemenin dışında bir işe kalkan olursa cezasını bulurdu zaten. Başımı öne eğip kabul ederdim bende. Asıl koruyamadığımın kendim olduğunu bilmeden.
       Yaşım daha on beş iken baba rızasıyla gerçekleşen evliliğimin adını almıştı namus. Bu iş en çok babamı sevindirmişti. ‘ Daha güvende olur kızım sen hiç düşünme ‘ diyerek içimi rahatlatmaya çalışırdı. Birkaç kez karşı koymaya çalıştım. Belki gecelerce ağladığımı da işitmişlerdi ama karar verilmişti bir kere. Onlarda bilmiyordu asıl benim güvenliğimin tehlikede olduğunu.
        Evliliğimin ilk aylarında yatak odama girdi namus. Bu defa orda almıştı hayatımdaki en büyük rolünü. Bir türlü sevemediğim eşim babamdan daha çok önem verirdi. Penceremin kilidi olurdu namus, hayatımı karartmıştı genç yaşımda. Ömrümün perdesi olmuştu sanki, asla kendi ellerimle çekemediğim.
          Eşim hayata veda ettikten sonra baba ocağını geri dönmeme zorladı beni namus. Üç çocuğumla bela olmuşum gibi bakardı babam suratıma.  Köydeki herkes ‘ vah ‘ çekerdi arkamızdan. Sanki bir cinayet işleyerek ben öldürmüştüm kocamı. Eşimin kanı olmuştu namus. Beni de öldüren.
         Artık yaşımın epey ilerlediği zamanlarda yataklara düşmüştü babam. Torunlarıma iyi bak diyordu hep leke gelmesin üzerlerine. Ben çocuklarıma iyi bakardım elbette, ama bu leke meselesi aklımı karıştırırdı hep. Ben onların hayatına sokmak istemezken bir leke olarak tanışmışlardı namusla. Namus onlar için dedelerinin ağzından dökülen son cümleler olmuştu.
      Babamı kaybettikten sonra günlerce ağladım. Annem hayata veda ettiğinde bu kadar olduğumu hatırlamam. Çünkü o zaman ulu ortalık ağlayamamaktı namus. Yasak koyardı babam. Bütün yasaklar gözyaşlarımla silinsin diye ağlardım.
     Onca şey söylendi hayatımda, onca kıyafet giydirdiler.  Ama ben 50 yaşındayken bile bilmem. Neydi namus? Bu gün babama sorsam oda cevap veremez. Sorulması anlamsızdı çünkü. Bizim oralarda böyle işleri kurcalayanlara uğramazdı zaten. Onları direk silerlerdi namus’lu listesinden.

     Her şeyi geçip unutmak istesem de aklımdan çıkmıyor bir türlü hayata karşı insanlığımıza karşı ‘ namus’lu davranabilmiş miydik? Namus bir insana yakışmış mıydı ki insan hayatına yakışsın.
Sallanan sandalyemden pencerenin dışındaki dünyaya baktığımda utanıyorum hala. Neydi namus ? 

2 yorum:

  1. namus bir taraftan somutlaştırılmış; ortalıkta dolaşan bir şey, bir taraftan soyutlaştırılmış; ortalıkta dolaşması "ayıp" bir şey. reşat nuri öyküsü tadında, erdal öz öyküsü kıvamında, nartun yazısı. böyle yazılar yazanların olduğunu bilmek güzel.

    YanıtlaSil
  2. bu insanların hayatları iki bacağının arasına sıkışmış. ne kadar dar ve karanlık olduğunu elbette onlardan iyi bilemeyiz. yine bilinçli ve farkında olmak bir adım da olsa önde olduğumuzu gösterir. teşekkür ederim

    YanıtlaSil