Neden yazamıyorum seni. Neden
yetmiyor kalemim bu türlü ayrılığa. Neden
sen gayet mutluyken ben hala göz yaşlarımı siliyorum pijamamın koluyla.
Dün gece sesini kaybetmiş
bir sokağın köşe başındaki dilenciye özendi hayatım. Yara bere içinde dikiş
tutmayan o küçücük avuçlarda dolaştı bir an olsun yorulmadan.
Düştü belki, kırıldı yine
ve yerler kan oldu; eski yaralarımın üzerine açılan kesiklerden.
Bir kapalı kutuydu hayatım bundan bir
süre öncesine kadar. Sayılı dostlarım ve tanıdığım onlarca kişi vardı. Her sabah
aynı saatte kalkar ve her gün oradan oraya koştururdum hiç durmadan. Bir nevi
kaçardım hayatıma sokulmaya çalışan insanlardan. Bir buçuk şekerli çayım ve
arkadaşlar arsında dolandığım sigaramdan başka hiç bir şeyin bağımlısı
değildim. Olmayacaktım.
Bir sabah yine her zaman olduğu gibi
kalktım yatağımdan. Yoğunluktan taşacak olan günüme dostlarımı sığdırmaya
çalışıyordum. Bir iş görüşmesinden sonra en yakın arkadaşlarımdan biri aradı,
açmayacaktım. Fazlasıyla meşguldüm aslında. Ama bir şey oldu ve kulağıma gitti
telefonum. Karşıda ki ses ‘ nisa yanıma gel ‘ dedi sadece. Normalde milyon tane
bahane üreten ben onca işimin arasında 15 dakikalığına da olsa geliyorum
demiştim. Ellerimde kimden geldiği belli olmayan papatyalarla çıktım cafenin
merdivenlerinden. Ve her şey öyle normaldi ki ben o masaya otururken. Nerden bilebilirdim?
Kim söyleyebilirdi hiç tanımadığım halde bana sigarasından uzatan kişinin beni
uykularımdan edeceğini. Kim inandıracaktı bu gecede onun için göz yaşı
dökeceğimi. Hiç kimse…
İşte hayatım içtiğim o sigaradan sonra
değişti tamamıyla. Artık her sabah tek bir insanın mesajıyla uyanıyordum sanki
sadece benim için başlayan yepyeni bir güne. Ve yine tek bir kişi için
çalışıyor, hayaller kuruyordum milyon tane. Bir tek onun sayesinde çıktım
kapalı kutumdan. Bir tek o iyi geldi eski yaralarıma. Ve karşıma aldığım onca
insana değecek bir tek o vardı hayatımda. Tekrar inanmayı öğretti bana. Tekrar umut etmeyi. Ve tekrar anlamıştım
hayatta ‘sevmekten’ öte bir şey olmayacağını…
Bu gece yine kucakladım eskiden kalan tüm yalnızlıkları. Kucakları dolmuş kalan parmaklarıyla eski
kutunun kapağını açmaya çalışan yorgun bir kadını oynuyorum şimdi. Şimdi yatacağım
ve yine uyku inmeyecek göz kapaklarıma. Şimdi çalmayacak telefonum, şimdilerde
olduğu gibi. Burası soğuk. Burası karanlık. Burasına gücüm kalmadı artık…
Yorgunum, her gün yorgun. Sevdiklerimi sevmeyecek
kadar yorgun. Onlardan kaçacak gücüm olmadığı için saklanıyorum. Bir süre sonra
saklanmayı da göze alamayacak kadar yorgun. Sağ gözüm seyiriyor eskisinden çok fazla. Nefes
almaya yetemeyecek kadar yorgunum artık.
Hem susacak, hem konuşacak ne çok şey
var. Bir baş ağrıları nöbeti saklandı dün içime. Dediler ki bu şehir böyle.
Ellerimi uzatıyorum şehrinize, içinden geçiyor bilmediklerim. Bildiklerim
yüzüme...
Bir gelse diyorum bir görse halimi…. Sonra
tekrar sokuluyorum kabuğuma görmesin, görmesin böylesi hepsinden daha iyi…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder