13.8.11

Bir Efkar-ı Muhabbet

Uyandım. Saat kaç bilmiyorum. Sabaha karşı bu vakitlerde tam 1 sene önce öldü babam.
 Kötü bir sondu hayata karşı. Halbuki iyi biten bir son nasıl olur bilmiyorum.

Hava, hava her zamankinden ağırdı.
 Son isteği.. sahi neydi son isteği ?
Adı babaydı soyadı cesaret adı bazen babayken soyadı güven nereden bilirdik adının yanına ölümün geleceğini.
Son isteği ? mutlu ölmekti son isteği.
 Yıllarca savaşarak mağlup gelmiş bir militanın soğuk duvarlar içinde hiç beklenmedik bir sonu yaşamaktan nasıl korkardı. Oda bir asker bir savaşçıydı. Savaşı desteklemeyen. Savaşa ihanet eden bir savaşçı. Adı babaydı soyadı barış.
Gözlerine kilit olmuştu kirpikleri , ölümden önceki mücadelesini anlatır bana.
 Nefesine dayanıklı sigarası vardı. Bilenler bilir tiryakiydi. Adı babaydı soyadı tiryaki.
Birde tiryakisi olduğu uslu bir kadın vardı. İsmini hatırlamıyorum. Sonbahar akşamı büyük çınarın önünde veda etmişti hayata. İşte o gün ilk kez ölmüştü babam. Son-baharıydı hayatta. Bu yüzden yirmi beşinde ölüp yetmişinde gömülmüştü..

Bir denize benzetirdi hayatını. Sonunu göremediği ama sonu için açıldığı bir deniz. Açıldıkça dibine battığı fakat dibinde yaşayamadığı bir maviydi. Gözleri, gözleri maviydi. Mavi bakar mavi ağlar mavi seyrederdi. Adı babaydı soyadı mavi…

Her zaman giydiği bir ceketi vardı. Tranvay beklerken yanına udunu alır gelen trenlerin hiç birine binmezdi.Binmek için gitmezdi çünkü. Kalmak için giderdi.
Siz kalmak için gitme mücadelesi verdiniz mi?

Kırlangıçların göç zamanı oda durmazdı evinde. İstanbul da vapur sesi gramafonları bile bastırırdı o günlerde. O günlerde babamda yalnızlığa küserdi. Son sevdasıydı İstanbul. Bu yüzden her sohbetinde onu seçerdi.
 Taşı da toprağı da altın bu şehrin derdi.. Nasıl başladıysa öyle biter.
 Taşını da gördük. Toprağını da…  Biz bir bardak su istedik o bize deniz verdi…
Adı ..
Adı İstanbuldu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder