Ne kötüdür insanın
yüreğiyle baş başa kalması. İçin için
ağlayıp, içip içip dert yanması.
Neden niçin ya da ne
zaman gibi soruları yanıtlayamıyordum asla. Sevginin bir nedeni mi olmalıydı?
Bir gün yalnız kaldığımda nasıl diye sordum kendime. Kendim cevap verdi;
Bir martının ağzındaki
simit gibi. Bir simitin en tazesi, çıtır olanı gibi.
Veyahut bir Pazar
kahvaltısı, bir sincabın sakladığı ceviz ya da bir umut gibi sokak çocuğunda
gizlenen.
Nasıl diye sordum
tekrar; bir annenin bebeğine uyuması için söylediği ninni gibiydi. Bir bebeğin
aylar sonra ilk gülümsemesi gibi. Nasıl sevebilirdim seni; bir delinin milyon
tane insandan daha akıllı olduğu gibi.
Nicelik taşıyan tüm
anlamlardan kaçardım bu yüzden. Tüm anlamsızlıklarla çevriliyken etrafım
sorardım yine, nasıl seviyorum seni;
Kurnaz bir tilki, para
için çalışan palyaço, sadece kışın çıkan sebzeler gibi. En acısı bir kağıt
kesiği gibi seviyordum. Sızlayan yaramın hiç bitmeyen acısı gibi.
Bir sabah uyandığımda
işe geç kalan telaşım, gün içinde başıma gelen tüm aksaklıklar ve akşam
yorgunluğum gibi seviyorum seni. Bir gece yarısı kuruyan dilim ve başucumda
bulduğum suya sevinir gibi.
Bilinmez diyarlara
gitmeyi arzularcasına fakat burada kalmak dışında yapacak hiç bir şeyi olmayan
bir memur gibi seviyorum seni. Ve yaşı epey ilerlemişken kendi yatağında huzur
içinde ölen tüm tecrübeler gibi.
Söyleyeceğim son
şeyler. Seni seviyorum çünkü; beni sevmediğini bildikçe alevlenen bir sevda
benimki. Sabahtan akşama kadar dilenen çocuğun yırtık ceplerine hiç bir şey
koyamadan yaşamaktan bir gün daha vazgeçmesi.
Seni seviyorum çünkü;
çünkülerle dolu bir hayatın içine sığdırılmış fotoğrafım var elimde. Ve sana
verebileceğim son şey yıllarca unutulmaya mahkum olmuş eskiyen şarkıların bir
gramofondan çıkan son sesleri. Son bir nağme şimdi. Seni seviyorum çünkü; bir neden aramayacaksın sevmekten ve
yaşamaktan. Tıpkı senin, neden beni sevmediğini sorgulamadığım gibi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder