26.2.12

İçimdeki 'şey'e Ateş Ettim


Ne kötüdür insanın yüreğiyle baş başa kalması.  İçin için ağlayıp, içip içip dert yanması.
Neden niçin ya da ne zaman gibi soruları yanıtlayamıyordum asla. Sevginin bir nedeni mi olmalıydı? Bir gün yalnız kaldığımda nasıl diye sordum kendime. Kendim cevap verdi;

Bir martının ağzındaki simit gibi. Bir simitin en tazesi, çıtır olanı gibi.
Veyahut bir Pazar kahvaltısı, bir sincabın sakladığı ceviz ya da bir umut gibi sokak çocuğunda gizlenen.

Nasıl diye sordum tekrar; bir annenin bebeğine uyuması için söylediği ninni gibiydi. Bir bebeğin aylar sonra ilk gülümsemesi gibi. Nasıl sevebilirdim seni; bir delinin milyon tane insandan daha akıllı olduğu gibi.

Nicelik taşıyan tüm anlamlardan kaçardım bu yüzden. Tüm anlamsızlıklarla çevriliyken etrafım sorardım yine, nasıl seviyorum seni;
Kurnaz bir tilki, para için çalışan palyaço, sadece kışın çıkan sebzeler gibi. En acısı bir kağıt kesiği gibi seviyordum. Sızlayan yaramın hiç bitmeyen acısı gibi.


Bir sabah uyandığımda işe geç kalan telaşım, gün içinde başıma gelen tüm aksaklıklar ve akşam yorgunluğum gibi seviyorum seni. Bir gece yarısı kuruyan dilim ve başucumda bulduğum suya sevinir gibi.
Bilinmez diyarlara gitmeyi arzularcasına fakat burada kalmak dışında yapacak hiç bir şeyi olmayan bir memur gibi seviyorum seni. Ve yaşı epey ilerlemişken kendi yatağında huzur içinde ölen tüm tecrübeler gibi.

Söyleyeceğim son şeyler. Seni seviyorum çünkü; beni sevmediğini bildikçe alevlenen bir sevda benimki. Sabahtan akşama kadar dilenen çocuğun yırtık ceplerine hiç bir şey koyamadan yaşamaktan bir gün daha vazgeçmesi.

Seni seviyorum çünkü; çünkülerle dolu bir hayatın içine sığdırılmış fotoğrafım var elimde. Ve sana verebileceğim son şey yıllarca unutulmaya mahkum olmuş eskiyen şarkıların bir gramofondan çıkan son sesleri. Son bir nağme şimdi. Seni seviyorum çünkü;  bir neden aramayacaksın sevmekten ve yaşamaktan. Tıpkı senin, neden beni sevmediğini sorgulamadığım gibi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder